Güngör Güner GÜRYazarlar

Ne Oluyor Ya! Ne Oluyor?

Uykudan uyanmış gözleri Mahmur; soruyor NE OLUYOR YA! NE OLUYOR? Cevap ver hadi bekliyoruz cevap ver; bilmem kaçıncı saat.

Bir tarafta can pazarı – sahibinden satılık lüks üç artı bir hüzün – bir tarafında meleklerin kanat çırpınışı. Miracına hazırlanırken yüreğimiz bu ne büyük bir imtihan. Dağların kabule yanaşmadığı sorumluluk ve ey gidi cahil insan bil ki: Cennet beleş değil, cehennem boşuna değil.

“İnsan ne olmak ister? Hiç kepçe olmak ister mi? Şuan olsam keşke…” ( h.levent)

Kaç sayfalık adamlardık biz, sayfa iddialı oldu daha 2.saatte -güneş doğunca- fark ettim, kaç satırlık adamlardık? Acının edebiyatı olmaz, giriş-gelişmesi olmaz. Sadece sonucu olur. Acıyı tarif ederken; tarifi imkânsız derler ya onun nedeni hiçbir harfin bu tarifte yer almak istemeyişidir. Kefensiz ölü kadar soğuktur acı.

Acı ile selfi yapmak istedi bir kısım müsvedde insan, reklamlarına aldıkları çocuklar nur parçası iken onlar sayısal – veri arka plan sandılar. Yardım makbuzları ilana çıkarken iman ar etti. Yağmalandı hakikat.

“Nefes almaya utanıyor insan, uyku uyumaya utanıyor insan. Yediğimiz kursağımızda. Canlarımız o beton yığınlarının arasında sıkıştıkça bizim de burada kalbimiz sıkışıyor.” ( e.üner)

Enkaz altında kalmasın istedik insanlığımız, imanımız bir de umutlarımız;

Sonra sağ çıksın istedik

Sonra bütün halinde çıksın dedik

Sonra sadece teşhis edebilmeyi hayal ettik

En son insanlığımızı sarabileceğimiz bir kefen istedik.

“Böyle ölümlü ders mi olur hocam” ( d.gönder)

Kar yağacak kardan adam yapacaktık, kar yağdı eldivenler de geldi uzaklardan hem de binbir renk, bir kısmı tecrübeli daha önce kardan adam yapmış eldivenler. Ancak kardan adam yapmaya odaklanırken ansızın sahipsiz korkularda bocaladık. Toprak ilk kez yağmur-kar kokmadı da anne-babamız koktu. Evladımızın koordinatını bilip de güçsüz olmanın ağrısı sardı tüm bedenimizi. Su uzatmak istedik işte elinin yanına attık dedik. O el benim değil diye bir ses yükseldi mahşer alanında. Muayenesi bitmemiş sevdalara su uzatmak istedik, agresiftik ama saf değildik biz de biliyorduk sohbet etmenin sırası değildi de, çocuk sandık yaralarımızı.

Hangi nedenden ötürü acı çektiğini iddia eder insan? Donmuş ölü bir bedene bitişik halde gün ışığına hasret duyarken bir kardeş. Ki o donmuş beden en sevdiğinin – annesinin bedeni iken.

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Tükürün belki biraz duygu gelir arımıza ( m.a.ersoy)

Hepimiz adsız alıntıyız artık küçük harflerden oluşan, kırıldı kolumuz kanadımız biriktirdiğimiz maddiyet kolonları yıkıldı üzerimize. Vazgeçmedik dünya sevdasından. Ayağa kalkmamız ile oturmamız bir oldu kendimizi sorgulamamızdan.

Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkartıp attığı ve insan “ONA NE OLUYOR?” dediği zaman; ( Zilzal 1-3)

Güngör Güner Gür ( 201.saat)

İlgili yazılar

Başa dön tuşu