Haberler

“Ben sadece aşk yazıyorum”

Twitter ve Facebook'ta cümleleri en çok paylaşılan, iki milyonu aşkın takipçisi olan bir yazar. Kahraman Tazeoğlu yeni dönem yazarlardan. Ünlü eleştirmenlerin, büyük tv kanallarının pek ilgilenmediği yazarlardan. Kendi deyimiyle o, "sırtını herhangi bir yerlere dayamayanlardan", benim deyimimle, medyatik değil "sosyo-medyatik" olanlardan. Kuzey Ren Vestfalya'da düzenlenen ASTEC kitap fuarına davet edilen yazarlardandı. ASTEC'in "alışılmış" çizgisinin dışında olan yazarlardan. Tazeoğlu ile ayaküstü  söyleştik. Son derece samimi ve rahat yanıtlar verdi, buyrun buradan 😉

Kısa cümeleler, şiirler mi yoksa romanlar mı?

Ben kısa şiirler ya da hikayeler yazmıyorum, 15 kitabım var. Edebiyatın hemen hemen her alanında; roman, şiir, hikaye, deneme, derleme türünde kitaplarım var. Bu "kısa yazıların yazarı' türündeki yanlış algı sosyal medyada, benim romanlarımdan şiirlerimden seçilen kısa cümlelerin paylaşılmasından kaynaklanıyor.

Arkamızda büyük güçler yok, yalnızız…

Bizim gibi arkasında siyasi güç, cemaat olmayan, medyada sırtını herhangi bir yerlere dayamayan yazarların elindeki tek etken, tek güç sosyal medyadır. Benim gibi, Ahmet Batman, Serkan Özel gibi yeni dönem yazarlar, sosyal medya gücünü kullanarak insanlara ulaşıyoruz. Yani tamamen kendi gücümüzle bu 200 bin 300 bin satış rakamlarına ulaşıyoruz. Yoksa, diğerleriyle mücadele etmemiz imkansiz o anlamda çünkü onlar medyayı ve değişik grupları arkalarına alıyorlar ama biz, yalnızız  sadece sosyal medyayı kullanıyoruz. Buna rağmen çoğu yerde de onları geçiyoruz, istatistikler bunu söylüyor.  

Siz nasıl oldu da söyleşi için geldiniz?

Bu soruyu Kahraman Tazeoğlu bana yöneltti ben de, özel şeyler kimsenin yapmadıği şeyler yapmayı tercih ettiğimi söyledim, güldük 😉

2 milyonu aşkın takipçi var Facebook'ta. Bu da sosyal medyanın gücünü anlatmış oluyor bir yerde. Bu insanlar bizi sadece sosyal medyadan takip ediyor. Yazılı basın ve televizyonlar bizleri zaten kabul etmiyor. Siz nasıl oldu da söyleşi yapıyorsunuz şaşırdım zaten…

Facebook başında siz mi oturuyorsunuz? özelden mesaj yazan var mı?

Facebook'a ben ve yardımcım bakıyoruz. Benim kişisel profilim yok, benim adıma açılan hesaplara kimse inanmasın. Sadece Facebook'taki fanpage var, oranın da özel mesaj kısmı kapalı, çünkü milyonlarca kişiye karşılık yazmamız mümkün değil, sadece mail yoluyla ulaşabilirler bize, okuyucularımızla zaten imza günlerinde buluşuyoruz. Duyurularımızı sayfadan yapıyoruz.

Nasıl bir kitleniz var, kim okuyor sizi?

Benim her kesimden okuyucum var. Ben siyaset yazmıyorum, yapmıyorum. Ben sadece aşk yazıyorum. Aşk herkes için; sağcısı da solcusu da, dindarı da, ateisti de aşkı okur. Ben herkesin yazarıyım, belli kesimlerin değil, beni herkes okuyabilir.

Gençlere hitap eden bir tarzınız var, ama gençler okumayı sevmiyor…

Ben, gençlerin, Türk toplumunun kitap okumadığını keşfettikten sonra, bunu davam/derdim yaptıktan sonra, tüm kitaplarımı özellikle de son dört yıldır, kitap okumayı sevmeyen insanlar için yazdım.

Kitap okumayı sevmeyenlerin yazarıyım…

Bugün benim, Facebook'taki 2 milyonu aşkın takipçimin yüzde 95' i kitap okumayı sevmeyenler; yani ben, kitap okumayı sevmeyenlerin yazarıyım, çünkü ben onlar için yazıyorum, onlar kitap okumaya benle başlıyorlar.

Hazır okuyucu kitlesine yazmıyorum…

Ben diger yazarlar gibi hazır okuyucu olan kitleye, "kitap okuru"na kitap yazmıyorum. Ben elimi taşın altına sokuyorum ve kitap okumayı sevmeyenlere yazıyorum: Matematiğiyle, seçilen kelimeleriyle, cümle kurgusuyla, tamamen bunun altında yatan gerçek, "kitap okumayı sevmeyenlere yazma gerçeğidir ve ben onların yazarıyım.

Almanya'ya ilk kez geldiniz, ilgi nasıl?

Öncek Mannheim'a geldik. Orası buradan biraz daha sönüktü. Burada beklentimizin de üzerinde ilgi vardı, bu anlamda bizi memnun etti. Biz Türkiye'den açıkcası şu düşünce ile gelmiştik; tamam kitaplarımız Türkiye'de çok satıyor ama Avrupa'daki Türklerin daha az okuduğunu biliyoruz -fazla tanınmıyor olabiliriz- ama ilgi bizi yanılttı. Elbette Türkiye ile mukayese edildiğinde ilgi fazla değil denebilir, ama yine de Almanya'dan beklentimizin biraz üzerinde, bu anlamda mutluluk verici ve müsterih olarak ayrılıyoruz buradan.

Söyleşi: Hülya Sancak/ Rheinberg

Foto: Ahmet Elcivan

İlgili yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu