Bayram Sabahı ve Al Yazma
Erkenden lavanta kokulu yatağına yattı, yorganı tertemiz kirli beyaz, üzerinde yeşil çoban elması desenli, yünden yer döşeği, gece lambası narçiçeği kırmızı. Ol diyen Öl diyene kadar hayatın içinde olmanın nefes alıp vermek kadar canlı bir tebessüm yüzünde. Uyku tutmadı, yorganını aralayıp bayram sabahı örteceği al yazmasına baktı birkaç dakika. Sonra dayanamadı nasırlaşmış Kâbe duvarına dokunmuş mübarek avuçlarından destek alarak ayaklandı. Al yazmasını öptü kokladı, henüz su görmemiş çenber kokusunu içine çekti, biber oyasını sevdi. Mavi çerçeveli çift camlı penceresinin önüne oturdu, kırmızı-siyah taneli tesbihini eline aldı. Sabah namazına ne kadar kaldığını anlamak için penceresini araladı temiz havayı içine çekti çekmesine de üşüdü açıkçası.
“Nene soğuk, pencereyi ört” diye seslendi yarı uykulu Sina. “He sende mi buradaydın unuttum ben seni Sinan” dedi. “Benim adım Sina nene yaa” cevap verecekti vermesine de uykusuna yenik düştü.
Allah nasip etmişti bir oruç ayı daha, bu durumun haklı gururu ve bayram sabahına ulaşabilmenin umudu ile gözüne uyku girmiyordu. Sobanın yanındaki çıra parçalarını topladı kimsenin ayağına geçmesin diye, aslında aramızda kalsın da gece lambasının ışığının yetersizliğinden de olabilir kilimin üzeri odun kırmıkları ile doluydu. Sobanın muşambasının üstünde bir takvim yaprağı vardı. Üzerinde, kız adı Seher, erkek adı Sina yazıyordu eğer okuryazar olabilseydi. Manşetinde Arapça bir yazı dikkatini çekti öpüp alnına koydu ve duvardaki aynanın arkasına iliştirdi. Aynada kendini gördü ne kadar da çok annesine benziyordu. Saçlarındaki kınaları sevdi kokladı, heyecanına yenik düştü al yazmasını alıp denedi, parmaklarının ucunda yürüyerek ışığı açtı. Aynada bir kez daha kendine baktı. Kınalı saçlarından geri kalan pamuk tarlasını kemikten tarağı ile düzledi. “Nene ışığı açma bari” diye huysuzlandı Sina. “Hakkını helal et evlat sabah olmuyor bu gece” demek geldi içinden. Belki dedi belki demedi çok aklında kalmadı lakin ışığı kapatıp gece lambası ışığı ile yola devam kararı aldı.
Odadan dışarı çıkıp önce tek bir meşrebe su ile abdestini aldı hemi de gece soğuğunda kapıda. Kapı eşiğinin yanında bir kurbağa belirdi, içeri girer diye korktu da neyseki korkulan olmadı. Gece namazı kıldı, selam aşamasında sağ gözünün uykusu geldi biraz direndi biraz da uyuyakaldı secdeye varacağı yerde. Uyandığında selamını verdi, ne kadar uyuduğu konusunda kesin bir bilgi temin edilemedi.
İçerki sobayı yaktı, çay demledi, kuzinenin gözüne kıylıda biraz biber koydu. Sina, nene kıylı ne bir de niye uyumuyorsun sabaha daha çok var diye soracaktı eğer uyanık olsa idi. Zaten uyanık olsa o anın değerini bilip uyumazdı da; lakin cehalet hepimizin başında.
İşte o ses, beklenen an “Namaz uykudan hayırlıdır”. Uyan Sinan, sabah ezanı okunuyor. Sabah namazını kıl ki Bayram namazın değerine değer katsın. Aslında tam olarak bu kelimelerden oluşan beyanda bulunmadı amma bu minvalde konuştu. Sina daha fazla direnemedi, kalkıp soğuk suyla abdestini alıp önce kendine geldi, sonra bayram elbiselerinin yanına. Beyaz gömleği öyle yakıştı ki, sanırsın damat. Sünneti evde kıldı, farzını cami de kılıp sonra da bayram namazını kılarım diye düşündü. Çok düşünceli çocuk değildir aslında benim kanaatim odur ki, nenesi tembihledi. Caminin yolunu tuttu.
Sina’yı uyandırıp camiye uğurlamanın zaferi ile çok içten güldü, gamzeleri olsa ancak bu kadar yakışırdı bir tebessüm. Sabah namazını kıldı. Mavi emaye çaydanlıktaki çaya çaktırmadan az da köy çayı kattı. Kokusunu içine çekti. Bu fikri çok sevdi. Çocuklara dağıtacağı gagaları sahana koydu. Az daha unutuyordum al yazması çok yakışmıştı. Tüm hazırlıklarını gözden geçirdikten sonra dünyaya açılan mavi küçük çift camlı penceresinin önünde elinde siyah-kırmızı taneli tesbihi ile yerini aldı. Sina bayram namazından dönene kadar pencerenin önünde bekledi. Geceden uykusuzluğa daha fazla direnememiş olmalı ki uyuya kaldı.
Sina ne zaman döndü, sahandaki gagalara ve mavi emaye demlikteki çaya ne oldu hiç öğrenemedi. Ama size şunu söyleyeyim ki al yazma çok yakıştı. Muhabirce/Güngör Güner GÜR- ( Arife- 19.03.2026)





